Aslında kafamda bir çok şey vardı. Neşe daha millerini değerlendirmek için St.Petersburga biletlerimizi aldığı günün ertesinde, hemen Mariinsky tiyatrosunun internet sitesinden romeo juliet balesinin biletlerini aldım. Sevgili dostlarım ne hermitage ne de başka bir müze buraya gelişimin asıl nedeniydi. Buraya aslında bir çocukluk düşümü gerçekleştirmek için geldim. Babamla izmir'in sıcak haziran gecelerine denk gelen zamanlarda annemden aldığımız izinle, efes antik tiyatro'da klasik müzik konserleri dinlemeye giderdik. Genellikle Rus orkestraları gelirdi.Babamın daha Efes'e gitmek için bindiğimiz otobüste heyecanına tanık olurdum. Bu konserler güneş battıktan sonra başlardı. Babam genellikle zamanı güneşin batışına denk getirerek ayarlardı. önce selçuk ovasından güneşin her geçen saniye kızıllığını artırarak denize doğru batışını keyifle seyrederdi. Daha sonra ise, başlayan gecenin serinleten hafif esintileri ile birlikte konser başlardı. Efes antik tiyatronun üzerinde bulutsuz gökyüzünde binlerce yıldız ve bizlerle hala geceye eşlik ettiğine inandığım gerçek ev sahiplerinin ruhlarıyla birlikte müziğin önümüzde uzanan ovaya ve güzel yaz gecesine yayılışına tanıklık ederdim. Babam arada bir elimi tutar ve onunla aynı keyifi alıp almadığımı kontrol ederdi. İşte onun bu klasik müzik tutkusu, o zamanlar TRT 1 de pazar günleri yayınlanan konser programlarından gelirdi diye tahmin ediyorum. Çünkü her pazar kahvaltıdan sonra çayını alır bu konserleri başka hiç bir şey yapmadan dinlerdi. Genellikle konserden önce Hikmet Şimşek'in açıklamalarını dinler sonra bu açıklamalar doğrultusunda konserleri izlerdi. Bu konserler genellikle Herbert Von Karajan ya da Zubin Mehda yönetiminde olur ve Avrupa'nın çok güzel konser salonları görüntüye gelirdi. Babamla birlikte hayranlıkla izler ve bir gün ben de o salonlardan birinde sevgilimle bir konser izleyeceğimi hayal ederdim.
İşte 2 Ekim 1860 tarihinde açılan Mariinski'nin yılların yaşanmışlıklarından izler taşıyan salonunu hayranlıkla seyrederken orkestra son akorlarını bitiriyor ve şef Valery Gergief yerini alıyor, ışıklar perdenin üzerinde kızıllaşıyor, orkestra romeo juliet'in ilk notalarını çalmaya başlarken heyecandan duyulacağından korktuğum kalp atışlarımı yatıştırmak için Neşe'nin elini tutuyorum. Babamı hatırlıyorum. Gözlerim doluyor. Juliet'i oynayan Diana Vishneva'nın sahneye çıkmasına daha var. Buraya gelmeden önce hem Sheakspeare'in oyununu okumuş hem de Sinopsis'i okumuştum. Bütün o duyguların dansa nasıl aktarılacağını merakla izliyorum. İşte en beklediğim bölümlerden biri Dance of the Knights, sahne o kadar görkemli ve müzik o kadar etkileyici ki; galiba yaşlandım gene gözlerim doluyor.Neşe'yle birbirimize bakıyoruz. Ellerimiz kendiliğinden kenetleniyor. Kendimin neredeyse müzik dinine inandığına ve bu dinin en güzel katedral ya da camilerinden birinde, en yüksek din adamlarınca icra edilen bir ayininde hissediyorum. Hayatımda her zaman varolmasını dilediğim, mükemmellik, tutku, aşk hepsi icra ediliyorlar. Diana Vishneva sanki oyundaki danslarını sonradan öğrenmemiş de zaten bütün bu adımları ve dansları bilerek doğmuş gibi, bütün ruhuyla dans ediyor. Güzelliği ve dansına hayran olmamak mümkün değil. Arada bir Gergief'i kontrol ediyorum verilen küçük dürbünle, oyunun ve müziğin bütün ifadelerini yüzünde, mimiklerinde hissedebiliyorsunuz. İnanılmaz gerçekten. 1.perdenin sonunda verilen arada fuaye'ye çıkıyoruz Neşe ile, Fuaye'de genellikle şampanya ve dilimlere sürülmüş havyar ya da somon veriliyor. Yiyecek şeylerin müdemizi bozması ve oyunu seyretmemizi etkilemesi endişesi ile yalnızca şampanya içiyoruz. Kadınlar son derece şık giyinmişler. Sonra yavaşça fuaye salonuna gidiyoruz. Burada Mariinski'nin tarihinden sahneler içeren fotoğraflar var. İkinci perde başlıyor. Bu perde'nin sonunda artık yaklaşık iki buçuk saat geçiyor. Bir sigara içmemiz lazım. Bizim gibi düşünen onlarca Rus ile kendimizi dışarı atıyoruz. Dışarısı -15 derece ve kabanlarımızı vestiyerden almadık. Bu şöyle bir duygu arkadaşlar, bir derin dondurucu'nun içine girmek gibi. Önce hiç bir şey hissetmiyorsunuz, sonra soğuk sizi, içinizi kuşatmaya başlıyor. Sigaralarımızı bitirir bitirmez içeri giriyoruz.
3.perde ve oyun bitiyor. Bir hayalim gerçek oluyor. Hayat sana teşekkürler.
darısı ötekilerin de başına... yeri gelmişken, "kötü" yazar/yaratım yoktur, "sıkı" otosansür vardır. :)
YanıtlaSilTesekkurler :)
Sil